6 Haziran Kutlama Mesajı

Değerli meslektaşlarımız,

Türkiye Diyetisyenler Derneği Yönetim, Denetim, Onur Kurulları olarak bütün meslektaşlarımızın 6 Haziran “Diyetisyenler Gününü” ve Türkiye Diyetisyenler Derneğinin kuruluşunun “50. Gurur Yılını” en iyi dileklerimizle kutluyoruz.

Bizleri yetiştiren, hayata hazırlayan değerli hocalarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Kendilerine şükran, minnet ve saygılarımızı sunuyoruz.

Ülkemizin dört bir tarafında hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak çeşitli imkansızlıklar içinde mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan değerli meslektaşlarımızın, topluma hizmet etme çabaları, fedakarlıkları her türlü takdirin üzerinde ve yaptıkları paha biçilemez değerdedir. Onlara çok teşekkür ediyoruz.

Mesleğimizin geleceği sevgili öğrencilerimiz ve genç meslektaşlarımız, sizlerden umutluyuz, hepiniz için derin, coşkulu umutlar besliyoruz. Mesleğimizi daha ileriye taşıma sorumluluğu sizlerin omuzlarındadır, sizlere inanıyor ve güveniyoruz.

Biz büyük bir aileyiz, ne mutlu bize ki, beslenme ve diyetetik camiası gibi çok özel bir topluluğun parçasıyız.

Mesleğimize ve nerede çalışıyorsak çalışalım işimize, meslek etik kuralları içinde kalarak, sevgiyle, inançla, iyimserlikle, dört elle ve bin yürekle sarılmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Bu vesile ile değerli hocamız Prof. Dr. Ayşe Baysal’ı bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

“Diyetisyenler Günümüzü” ve derneğimizin kuruluşunun “50. Gurur Yılını”en içten dileklerimizle kutluyor, saygılarımızı sunuyoruz.

Türkiye Diyetisyenler Derneği

Yönetim Kurulu

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Değerli Meslektaşlarımız,

 

16 Mayıs 1919 Cuma günü İstanbul’dan hareket eden Bandırma vapuru 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştığında, Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’un dolayısıyla bütün Anadolu’nun ve Türk Milletinin kader çizgisi kesişiyordu. Ve bugün19 Mayıs 2019 Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yılı, 19 Mayıs 1919, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın miladıdır. Bir milletin uyanış mücadelesine başladığı, tek bir yürek etrafında birleştiği gündür. 19 Mayıs, bir başlangıçtır. Ama asla bitmeyen bir yenilenme ve gelişme sürecidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlattığı özgürlük hareketi, dalga dalga tüm yurda yayılmış, milletimizin azim ve kararlılığıyla birleşerek, tarihe adını altın harflerle yazdıran büyük bir zaferle sonuçlanmıştır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, doğum günüm dediği bu günü bu vatanın genç kuşaklarına emanet ve hediye etmiştir.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar nice bayramlar dileriz.

 

Saygılarımızla,

 

Türkiye Diyetisyenler Derneği

Yönetim Kurulu

DİYETİSYEN İŞ İLANI

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’ne Doktoralı Öğretim üyesi alınacaktır. İlgilenen meslektaşlarımız Hasan Kalyoncu Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Hocalarımızdan Prof.Dr.Yasemin Beyhan ile iletişime geçebilirler. Tel:0532 476 5586

Değerli Meslektaşlarımız,

Atatürk ilke ve inklaplarına bağlı, insan hayatına ve yaşama saygılı, topluma karşı sorumluluk duygusu yüksek bir meslek derneği olan Türkiye Diyetisyenler Derneğinin 50.yılı şerefine birlik ve beraberliğimizin sarsılmaz temsilcisi olan Atamızın huzuruna saygı ve sevgilerimizi sunmak için 11 Mayıs 2019 tarihinde saat 16:00’da resmi ziyaret için gidiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı Anıtkabir ziyaretimize bekliyoruz.

Sevgi ve Saygılarımızla

TDD Yönetim Kurulu

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Değerli Meslektaşlarımız,
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk egemenliğin babadan oğula geçen padişahlıkta
değil, Ulusta olduğuna inanıyor ve bu inançla “Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır.
Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir” diyordu.
Bu inançla Mustafa Kemal Atatürk’ün emsalsiz liderliğinde 23 Nisan 1920’de Yurdun
dört bir yanından seçilip gelen temsilcilerle Türk Milletinin iradesini temsil eden
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açıp Türk Halkının Egemenliğini ilân ettiler.
Ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu günü Ülke yönetiminde söz sahibi olacak
yarının büyükleri çocuklara, şu sözlerle armağan etti. “ Sizler hepiniz geleceğin bir
gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.“
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız hepimize kutlu olsun.

Türkiye Diyetisyenler Derneği Yönetim Kurulu

35. Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Duyurusu

Değerli Üyelerimiz,

Türkiye Diyetisyenler Derneği’nin 35. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının, 06 Nisan 2019 Cumartesi 12.30 da, Türkiye Diyetisyenler Derneği Merkezi Talat Paşa Bulvarı Gevher Nesibe İş Hanı No:113 D:44, 06080 Hamamönü Altındağ/Ankara adresinde yapılacağını duyurmuştuk. Ancak belirtilen gün, saat ve yerde çoğunluk sağlanamamıştır.

Çoğunluk sağlanamaması nedeni ile 35. Olağanüstü Genel Kurul 21 Nisan 2019 Pazar günü saat 12.30’da Notte Hotel Ankara Büklüm Sokak No:113 Kavaklıdere Ankara adresinde aşağıda belirtilen gündem ile  yapılacaktır.

Türkiye Diyetisyenler Derneği’nin 35. Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Gündemi:

1-     Yoklama

2-     Genel Kurul’un açılışı,

–                     Saygı duruşu ve İstiklâl Marşının okunması,

–                     Açılış Konuşması

3-     Başkanlık Divanın Oluşturulması (Genel Kurulu yönetmek üzere bir Divan Başkanı, bir Divan Başkan Yardımcısı ve iki Sekreter’den oluşan Başkanlık Divanının seçimi),

4-     Gündemin okunması ve oylanması

5-     Yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması ve görüşülmesi,

6-     Denetleme kurulu faaliyet raporunun okunması ve görüşülmesi,

7-     Yönetim kurulu ve denetleme Kurulu raporlarının ayrı ayrı ibra edilmesi,

8-     Gelecek dönem tahmini bütçenin okunması, görüşülmesi ve oylanması,

9-     Yönetim kurulu, denetleme kurulu ve onur kurulu üyeliklerine adayların belirlenmesi

10- Yönetim kurulu, denetleme kurulu, onur kurulunun asil ve yedek  üyelerinin  seçimlerinin yapılması,

11-Dilekler

12-Kapanış

Sevgi ve Saygılarımızla

TDD YÖNETİM KURULU

34. Olağan Genel Kurul Toplantı Duyurusu

Değerli Üyelerimiz,

Türkiye Diyetisyenler Derneği’nin Olağan Genel Kurul Toplantısı, 12 Ocak 2019 Cumartesi 12.30 da, Türkiye Diyetisyenler Derneği Merkezi Talat Paşa Bulvarı. Gevher Nesibe İş Hanı No:113 D:44, 06080 Hamamönü Altındağ/Ankara adresinde yapılacaktır. Çoğunluk sağlanamaması halinde; ikinci toplantı 27 Ocak 2019 Pazar günü saat 12.30’da Bera Otel Ankara Ziya Gökalp Caddesi Bulvarı No:58 Kolej Çankaya/ANKARA adresinde yapılacaktır.

Türkiye Diyetisyenler Derneği’nin 34. Olağan Genel Kurul Toplantı Gündemi:

1- Yoklama, Genel Kurul’un açılışı,

2- Saygı duruşu ve İstiklâl Marşının okunması,

3- Olağanüstü Genel Kurulu yönetmek üzere bir Divan Başkanı, bir Divan Başkan Yardımcısı ve iki Sekreter’den oluşan Başkanlık Divanı seçimi,

4- Yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması,

5- Denetleme kurulu faaliyet raporunun okunması,

6- Yönetim kurulunun ibra edilmesi,

7- Seçim (Yönetim Kurulu ve denetleme kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimi),

8- Dilekler

9- Kapanış.

Sevgi ve Saygılarımızla

TDD YÖNETİM KURULU

Organik Gıdalar Nedir? Ne Değildir?

Organik Gıda ve Organik Tarım

 Araş.Gör.Dr. Duygu AĞAGÜNDÜZ

Gazi Üniversitesi

Sağlık Bilimleri Fakültesi,

Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Ankara

Tüketicilerin son yıllarda doğal gıda, %100 doğal ürün, köy ürünü, natürel ürün veya hormonsuz, hakiki, saf gibi tanımlanan ürünlere olan tercihleri artmaktadır. Bu ürünler sıklıkla organik besinler ile karıştırılmaktadır.

Doğal gıda; genel olarak yapay tatlandırıcı, renk, tat ve diğer yapay gıda katkılarını içermeyen gıdalar için geçerli olan bir terimdir. Aslında bir ürünün etiketinde doğal teriminin kullanılması, çoğunlukla o üründe yapay bileşiklerin olmadığını vurgulamakta, bu gıdaların üretim sistemine dair bir bilgi vermemekte ve dolayısıyla ürünün organik olduğunu belirtmemektedir.

Organik; hem gıdaya hem de üretim metoduna yönelik bir terimdir.Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından oluşturulan Kodeks Alimentarius Komisyonu (CAC) organik tarımı “biyolojik çeşitlilik, biyolojik döngüler ve toprağın biyolojik etkinliğini içeren, agroekosistemi teşvik eden ve geliştiren bütünsel bir üretim-yönetim sistemidir” şeklinde tanımlamaktadır. Bu sistemle üretilen organik gıdalar; modern genetik mühendislik tekniklerinin, sentetik pestisitlerin, büyüme hormonlarının,  antibiyotiklerin, kimyasal gübrelerin, katkı maddelerinin ve kimyasal ambalaj malzemelerinin kullanılmadığı bitkisel ve hayvansal gıdalardır. Organik tarım metodu dışındaki geleneksel metotlara ise konvansiyonel tarım metodu ve bu metotla üretilen gıdalara ise konvansiyonel gıda ismi verilmektedir.

Organik yumurtalar, organik bebek mamaları, organik sütler, organik unlar ve unlu mamuller, organik baharatlar, organik çaylar, organik kuru meyveler ve meyve suları, organik zeytinler/zeytinyağları, organik kuruyemişler Türkiye piyasasında bulunan bazı organik ürünlerdendir.

Organik Gıdalar İle İlgili Yasal Düzenlemeler

Organik gıdaların üretiminin ilke ve esasları, çeşitli ulusal/uluslararası yasa ve yönetmelikler ile belirlenmiştir. Bu kapsamda; tüm dünyada organik üretime ilişkin kuralları tanımlayan ilk kuruluş Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)’dur. Bunun yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA)’nın organik gıdalar ile ilgili olarak Ulusal Organik Programı (National Organic Program-NOP) adı altında bir düzenleyici programı bulunmaktadır. Bu program ile organik üretim için, üreticilerin sertifikalandırılması ve akreditasyonuna dair standartlar belirlenmiştir. Avrupa Komisyonu (EC) ise, 2007 yılında Avrupa Birliği (AB9 Ülkeleri’nde geçerli olan organik tarıma ilişkin yasal düzenlemeleri belirlemiştir.

Türkiye’de ise Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2004 yılında yayınlanan 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” na dayalı olarak organik tarımın esasları ve uygulanmasına ilişkin birçok yönetmelik yayınlanmıştır. Son olarak AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilerek 2010 yılında yayımlanmış ve bu yönetmelik üzerinde de 2011, 2012, 2013, 2015 ve 2018 yıllarında değişiklikler yapılmıştır.Yönetmelikte organik bitkisel ve hayvansal üretim esaslarının yanı sıra organik bal, maya, su ürünleri ve deniz yosunu üretimine dair esaslar da belirtilmiştir.

Organik Gıdaların Üretiminde Genel Kurallar

Yasa, yönetmelikler ve yapılan değişiklikler çerçevesinde organik tarım ve/veya organik gıdalar için bazı temel zorunluluklar getirilmiştir. Bunlardan ilki, organik tarımın yapılacağı alanların uygun olup olmamasıdır. Buna göre; çevre kirliliğinden şüphe edilen alanlar organik tarıma uygun değildir. İkinci önemli konu ise organik tarımda kullanılacak tohumun öncelikle organik olarak üretilmiş sertifikalı ürünlerden, yani organik işletmeden alınması gerekliliğidir.Organik gıdalar, genetik yapısı değiştirilmiş organizma (GDO) veya bu organizmalardan elde edilen ürünler kullanılmadan üretilmelidir. Organik gıda ya da ham maddelerin işlenmesinde iyonlaştırıcı radyasyon kullanımı yasaktır. Sulamada; sanayi ve şehir atık suları ile drenaj suları kullanılamaz. Üzerinde durulan en önemli hususlardan birisi de organik üretimde kullanılan tarımsal mücadele maddeleridir.Bitki korumada ve zararlılarla mücadelede; yasal düzenlemeler çerçevesinde izin verilen bitkisel (doğal) ve mikroorganizma kökenli ilaçlar, bazı bitkisel ve mineral yağlar ile bazı mineral maddeler kullanılmalıdır. Hasat, gıdanın organik özelliğini bozmayacak şekilde teknik araç-gereçler ile veya gerektiğinde elle ve hijyenik şekilde yapılmalıdır. Bunun yanı sıra depolama, işleme ve paketlemede organik ilkelere uyulmalıdır.

Organik hayvancılıkta, su ürünleri yetiştiriciliğinde ve bal üretiminde de; yönetmelik ilkeleri çerçevesinde belirlenen ilkelere bağlı kalınmalıdır.Organik üretimin her aşaması kontrollü ve denetimli olup sonuçta sertifikalı bir üretim yapılmalıdır.

 

Organik Gıdalar Nasıl Ayırt Edilir?

Tüketicilerin organik gıdaları organik olmayanlardanayırt edebilmelerinde ilk kriter; gıdanın organik sertifikasının bulunmasıdır. Organik ürünler; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş bağımsız kuruluşlar tarafından mevzuata uygun şekilde denetlenir ve sonrasında sertifika verilerek üretilirler.

İkinci olarak;organik ürünlerdeki “Organik Tarım Logosu” organik üretim tekniklerinin kullanıldığının garantisidir. Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe (2010) göre; organik tarımsal ürün veya organik tarımsal madde üreten veya satanlar; ambalajlarında belirlenmiş olan logo örneklerini kullanmak zorundadırlar. Logolarda kullanılabilecek renkler; yeşil, mavi, siyah ve beyazdır. Bu logolarıüzerinde bulundurmayan ürünler organik olarak iç pazara sunulamaz, reklam ve tanıtımları yapılamaz.

Organik Gıdaların Sağlık, Besin Değeri ve Kalite Açısından Değerlendirilmesi

Son yıllarda, organik gıdalara olan talepte ciddi bir artış meydana gelmiştir. Bu hızlı artışta; tüketicilerin organik gıdaların geleneksel yöntemlerle üretilen gıdalara göre daha sağlıklı, kaliteli, güvenli, lezzetli ve besleyici olduklarını ve çevreye daha uyumlu biçimde üretildiklerini düşünmeleri önemli bir rol oynamaktadır.

Ancak yapılan bazı bilimsel çalışmalarda organik gıdaların daha sağlıklı, kaliteli, güvenli, lezzetli ve besleyici olduğu desteklenirken, bazı çalışmalarda organik veya organik olmayan gıdaların herhangi birisinin bir diğerine üstünlüğünün olmadığı bildirilmektedir.Bu konuda literatür daha fazla kanıta dayalı bilgiye ihtiyaç bulunduğu kanısındadır.

Organik gıdaların besleyici özellikleri, besin güvenlikleri ve lezzetleri ile ilgili olarak Gıda TeknolojistleriEnstitüsü tarafından 2006 yılında yayınlanan bir rapor; bu konunun aydınlanmasına önemli oranda katkıda bulunmaktadır. Bu kapsamda çalışmaların çoğu, organik gıdalar ile geleneksel gıdalar arasındaki kalitatif farkları gösterse de gıda güvenliği ya da besin kompozisyonuna ilişkin olarak gıda sistemlerinden herhangi birisinin diğerine göre daha üstün olduğu sonucuna varmak için henüz erken olduğunu bildirmektedir.

Günümüzde tüketicilere bu durumun açıkça belirtilmesi, doğal gıdalardan farklı olarak “organik”teriminin denetimli ve sertifikalı bir üretim sistemini ifade ettiğinin anlatılması ve bu konuda bilinç düzeyinin arttırılması hususunda diyetisyenlere önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.

ŞARBON (ANTHRAX) HASTALIĞI VE KORUNMA

Uzm.Dyt.Burcu Ateş Özcan

Okan Üniversitesi-Beslenme ve Diyetetik Bölümü

Şarbon direkt ya da indirekt olarak hayvanlardan ve/veya hayvansal kaynaklı ürünlerden insanları etkileyen; gram pozitif, çubuk şeklindeki bacillusanthracis bakterisinden kaynaklanan bir hastalıktır. İnsandan insan geçmediği düşünülmektedir ancak akıntılı deri lezyonu görülen kutanöz şarbon vakalarında insandan insana bulaşma olduğu daha önceden rapor edilmiştir. Son derece bulaşıcı ve ölümcül olması sebebi ileciddi bir halk sağlığı sorunu olan şarbonun erken teşhis edildiği ve uygun antibiyotik kullanıldığı taktirde tedavi edilebilmesinin yanı sıra eğitim, düzenli enfeksiyontakibi ve denetimler ile şarbon kontrol altında tutulabilmektedir.

Şarbon Tarihi

İnsanlık tarihi ile uzun ilişkisi olan şarbon M.Ö. 1190-1491’de Avrupa, M.Ö. 3000’de Çin tarafından bilinmekte olup Yunan, Roman ve Hint toplumlarının ilk literatürlerinde tanımlanmıştır. Şarbon ismi Yunanca kömür anlamına gelen “anthrakis” kelimesinden elde edilmiştir. Bu isimle anılmasının sebebi şarbonun kutanöz formunda kömür rengi deri lezyonları görülmesidir. Şarbon ile ilgili çalışmalar özellikle 19 yy’da hız kazanmış olup, 1876’da Robert Koch tarafından şarbonun etiyolojik ajanının bacilliusantracis olduğunu bulunmuştur. Dünyanın en büyük şarbon vakası 1979-1980 yılları arasında Zimbabve’de meydana gelmiştir. Bu tarihlerde iç savaş içinde olan Zimbabve’de savaş öncesi şarbon endemik olup sadece birkaç şarbon vakası görülmüştür. Ancak savaş sebebi ile besin eksikliği yaşanması sonucu insanlar şarbon bulaşmış etleri tüketmek zorunda kalmışlardır. Bu durum 182 kişinin şarbondan ölmesi, 942’den fazla deri şarbonu vakası görülmesine sebep olmuştur.

Şarbon Etiyolojisi ve İnsidansı

Esasen koyun, keçi, sığır gibi ot yiyen hayvanların hastalığı olan şarbon,bacillusanthracis bakterisi tarafından gelişir ve insanlara enfekte hayvanlardan direkt ve/veya indirekt olarak bulaşır.

Bacillusanthracis sporları pratikte kullanılan dezenfektanlara karşı dirençli olup sporları 1400C’de 30 dakikada, 1800C’de ise 2 dakikada inaktif olurken yüksek konsantrasyonlardaformaldehid, gluteraldehid, hidrojen peroksid ve perasetik asit kullanıldığında da etkili sonuç gözlenir.

Endemik bölgelerde sinekler, büyük salgın oluşmasında önemli rol oynar. Enfeksiyon döngüsünü pH, sıcaklık, su aktivitesi ve katyon düzeyleri gibi sporlanma ve çimlenmeye etki eden faktörler, otlama, konağın sağlık durumu, böcek popülasyonu ve insan aktiviteleri gibi mevsim ile ilişkili faktörler etkilemektedir.

Şarbon insanlara, sporların solunması, sporlarla kontamine olan içme suyu ya da besinlerin tüketilmesi, şarbonlu hayvanların kesilmesi ve yüzülmesi işlemleri sırasında hayvanla (kıl, toynak, organ, deri vb.) direkt temasta bulunulması, bu hayvanların etlerinin tüketilmesi yoluyla bulaşır. Şarbonlu hayvanlar genellikle ölmeden önce enfekte olan mikroorganizmaları sütlerine aktarmazlar. Bu sebeple şarbonun süt tüketimi ile bulaşma riski düşüktür. Ancak bazı vakalarda şarbonun vejetatif formlarının süte aktarıldığı görülmüştür. Bu tip durumlarda pastörizasyon ve UHT (Ultra High Temperature) gibi uygun sterilizasyon yöntemlerinin kullanılması ile sporlar hızlı bir şekilde öldürülebilir.

İnsanlarda oluşan şarbonun dört farklı formu vardır.

  • Kutanöz şarbon: sporların vücuda deri aracılığı ile girmesi sonucu oluşan bu form enfeksiyon noktasında siyah kabukla çevrili olan ağrısız bir ülser gelişimi ile karakterizedir. Kutanöz şarbon, rapor edilen insan şarbon vakalarının yaklaşık %95’ini oluşturmakta olup aerosol atağı sonucu da gelişebilir.
  • Gastrointestinal şarbon: bireyler çiğ ya da az pişmiş şarbon enfekte hayvan eti tükettikleri zaman gastrointestinal şarbon gelişmektedir. İlk temas ile şarbon sporları üst gastrointestinal yol (boğaz ve ösefagus), mide ve bağırsaklara etki edebilir. Şarbonlu et tüketimini takiben 1 ile 7 gün içinde enfeksiyon gelişmektedir ve tedavi edilmediği takdirde mortalite oranı %50 olup uygun tedavi edildiğinde hastaların %60’ı hayatta kalmaktadır.
  • İnhalasyonel şarbon: şarbon sporlarının solunması ile oluşur. Erken dönem belirsiz semptomlarda ateş, titreme, yorgunluk ve keyifsizlik yer alırken bazı vakallarda belirsiz öksürük ve orta şiddette göğüs ağrısı tanımlanmıştır. Ancak ilerleyen evrede akut şiddetli solunum sıkıntısı, taşikardi, siyanöz, diyaforez ve stridor görülürken bu semptomları takiben bir ya da iki gün sonrasında ölümcül sepsis ve şok gelişmektedir.
  • Enjeksiyon ilişkili şarbon:B.anthracis’insubkutanenjeksiyon sonucu gelişen enjensiyonel şarbon genel olarak kontamine eroini enjekte eden uyuşturucu kullanıcılarının rapor edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.Şarbonun bu tipininson yıllardaİngiltere, Norveç, İskoçya ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerindegörüldüğü bilinmektedir. Şarbonun Afganistan, İran gibi enzootik olduğu bölgelerden transfer edilmesi ile eroin maddesinin kontamine olduğu düşünülmektedir. Enjeksiyonel şarbonun biyosilah olarak kullanıldığı da düşünülmektedir.

Anthrax bakterisinin iç organlara yerleşmesi sonucu gelişen ağır klinik tablo şarbon sepsisi olarak geçer. Sepsis durumu deri şarbonunda nadir görülür ancak inhalasyonel ve gastrointestinal şarbon tipleri daha sıktır. Şarbon sepsisi başlangıçta bulgu vermeyen hafif şiddette görülürken ileri evresinde ani ateş yükselmesi, toksemi ve şok; akabinde şuur bulanıklığı, siyanoz, dispne ve koma sonucu en son evre ölüm ile sonuçlanır.

Şarbon vakaları ülkemizde ve dünyada zamanla azalmakta olup Orta ve Güney Amerika, Sahra altı Afrika, orta ve güneybatı Asya, güney ve doğu Avrupa ve Karayipler’in tarım bölgelerinde yaygın olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde nadir olarak görülse de geçmişte sığır ya da geyik gibi yabani ve evcil otlak hayvanlarında sporadik salgınlar şeklinde vakalar görülmüştür. Şarbon hastalığı gelişmekte olan ve özellikle hayvanları şarbona karşı rutin olarak aşılayan veteriner halk sağlığı programı bulunmayan ülkelerde daha yaygın olduğu saptanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre şarbon vakası görülmesi yıllık 2000-20000 arası değişmektedir. İnsidansı maruz kalınan hayvan sayısına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Türkiye’de iseşarbon prevelansı zamanla azalmış olmakla birlikte hala endemik bir hastalık olup, olguların tarımsal kaynaklı olduğu görülmektedir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde vakaların yaygın görülmesinin yanı sıra vaka sayısı 2009 yılında 148’e, 2010 yılında 93’e indiği saptanmıştır. 2018 yılı Türkiye için şarbon vakasının 80’i geçtiği bilinmektedir.

 

Şarbon Tanı ve Tedavisi

 

İnsan ve hayvan hayatının kurtarılabilmesi adına, diğer salgınlarda olduğu gibi şarbon hastalığında da erken tanı ve tedavi oldukça önemlidir.

Şarbon tanısında, hayvanlarda olduğu gibi, gram boyaması, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) analizi, gümüşlü boyalar, immünohistolojik yöntemler ve B. Anthracis kültür yöntemleri kullanılabilir. Hastalığın formuna bağlı olarak kan, deri lezyonuna ait sıvı, lenf nodülleri ve/veya dalaktan alınan aspiratlar, asit sıvısı, solunum sekresyonu, plevral sıvı, menenjit durumundaserebrospinal sıvı, kusma ve feçes gibi çeşitli klinik örnekler toplanabilir.

Hastalığın geç döneminde antikorlar oluşur. Retrospektif tanılar için sadece ELISA testi vb.serolojik testler uygundur. Hem akut hem de iyileşmiş serum örnekleri alınmalıdır. Ancak bu gibi durumlar için spesifik antijen kullanımının maliyeti pahalıdır.

Şarbon tedavisinde,tanı doğrultusunda, antibiyotik kullanımıhayati önem taşır.Şarbon tedavisinde ilk akla gelen özellikle penicilin tedavisidir. Ancak biyoterör olayları için kullanılan şarbon suşlarının penisiline duyarlılığı azalmış olabilir ve birden fazla antibiyotiğe dirençli hale gelebilir. B.anthracis bakterisi penisilin dışında tetrasiklin, eritromisin, streptomisin, florokinolon ve sefazolin, kloramfenikol ve diğer ilk nesil sefalosporinler gibi çeşitli antibiyotiklere de duyarlıdır.

Başlangıç dönemindeki inhalasyonel şarbonun bulguları grip benzeri olduğu için ayrımını yapmak oldukça zordur. Bu gibi durumlarda şarbon hastalığı netleşene kadar 2-3 günlük ampirik antibiyotik tedavisi önerilir. Sistemik şarbon vakasında ise agresif antibiyotik tedavisi intravasküler yoldan verilir. Hastaya yoğun bakım desteği, gerekli olduğu durumlarda entübasyon, trakeostomi veya solunum desteği sağlanmalıdır. Şarbon menejiti gelişmiş vakalarda serebral ödem ve artan kafa içi basıncın azaltılmasında, ödem toksini ve inflamasyon durumlarında steroidlerin kullanımı uygun görülmektedir.

Şarbon ve Biyoterorizm

Elde edilmesi kolay olması ve daha ucuz olmasının yanı sıra geniş çapta panik ve fiziksel hasar oluşturması sebebi ile şarbon biyoterörizm için cazip bir silah haline dönüşmüştür. Sporlarının uzun süre doğal koşullara dirençli olması ve uzun yıllar doğada yaşayabilmesi, vücuda alındığı taktirde ağır hasarlar verebilmesi hatta ölümle sonuçlanması sebebi ile bacilliusanthracis etkili bir biyosilah konumundadır. Özellikle biyoterör olaylarında kullanılan şarbon suşlarının antiboyitik tedavisine daha dirençli olması sebebi ile bu durumlarda hasar daha ağır seyredilmektedir.Özellikle bu sebeple tedavisi üzerinde çalışmalar hızla devam ederek etkili çözümler aranmaktadır.

Korunma ve Kontrol

Şarbon ile karşılaşan ya da hastalık şüphesi olduğunu düşünen veterinerler hastalığın raporlamasında kendi ulusal ve/veya yerel klavuzlarını kullanmalılardır. Amerika’da veterinerler şüpheli tüm durumları bildirmek ile yükümlüdür. Türkiye’de ise süreç, 23.11.2011 tarihinde resmi gazetede yayınlananŞarbon Hastalığına Karşı Korunma ve Mücadele Yönetmeliğikapsamında hastalığın teşhisinden, mücadelesinden ve gözetim programlarından sorumlu olan Veteriner Kontrol Enstitüsü Müdürlüğü ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilen veteriner hekim tarafından yürütülmektedir. Şarbon şüphesi olan işletmelerde şüpheli ve sağlıklı hayvanlar birbirinden ayrılarak, hastalığa duyarlı türden hiçbir hayvanın işletmeye girip çıkmasına izin verilmez. Yönetmelik gereği alınan önlemler hastalığın varlığının resmi olarak tespit edilmesine kadar devam eder. Hastalığın tespit edilmesi durumunda şarbonlu hayvanlar öldürülür ve imha edilir. Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanların kesilmesi ve etlerinin tüketilmesi yasak olup deri, kıl, süt, boynuz, tırnak ve yapağılarına el konularak yakılır ve gömülür. Şarbon hastalığı olan ölen ve imha edilen hayvanlar en az iki metre derinliğindeki çukurlara derileri ile birlikte gömülerek üzerine sönmemiş kireç dökülür.İmha edilen hayvanların toprağın derinlerine gömülmesi önemlidir. Aksi takdirde şarbon sporları toprak solucanlarının tarafından taşınarak toprak üstüne çıkabilir ve B.anthraks’ın tekrar çoğalıp şarbon hastalığının yayılma riskini arttırabilir. Enfekte hayvan yemleri, hasta hayvanların bakım ve beslenmesinde kullanılan malzemeler de gerekli temizlik ve dezenfeksiyonları yapılmadan tekrar kullanılamaz.

Şarbon hastalığı enfekte hayvanlardan ve dokularından insanlara bulaştığı için bireylerin kendilerini bu hayvanlardan korumaları gerekmektedir. Özellikle hastalıklı hayvanların imha edilmesinde görevli olan kişilerin ek korunma önlemleri alması oldukça önemlidir. Hayvan imha ve laboratuar süreçlerinde gerekli maske, koruyucu kıyafet ve ekipmanların kullanılması hayati önem taşır. Ek olarak, enfeksiyon riski yüksek olan bireyler için aşılama kullanılabilir.

KAYNAKLAR

  • Word HealthOrganization. Anthrax in humansandanimals. 4th edition. WHO Basın, İsviçre, 2008.
  • S. Department of Healthand Human Services.CentersforDisease Control andPrevention. Guide tounderstandinganthrax. 2016.
  • Özkol H.U.,Karadaş S., Sünnetçioğlu M. ve ark. Yatırılarak takip edilen 63 deri şarbonu olgusunun klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi: Türkiye’de deri şarbonunun karakteristiği. Türkderm 2014; 48: 197-203.
  • Goel A.K. Anthrax: A disease of biowarfareandpublichealthimportance. World J ClinCases 2015; 3(1): 20-33.
  • Öğütlü A. Şarbon. Deneysel ve Klinik Tıp Dergisi. 2012; 29: 155- 152.
  • John Hopkins School of PublicHealth. Bacillusantracis (Anthrax). UPMC Center forHealth Security, 2014.
  • Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Zoonotik Hastalıklar Daire Başkanlığı. Zoonotik hastalıklar hizmet içi eğitim modülü. Ankara, 2011.
  • ThecenterforFood Security &PublicHealth. Anthraximportance. 2017.
  • Sweeney D.A.,Hicks C.W., Cui X. et all. Am J RespirCritCareMed 2011; 184: 1333-1341.
  • Goel K.A. Anthrax: a disease of biowarfareandpublichealthimportance. World J ClinCases 2015; 3(1): 20-33.
  • Şarbon Hastalığına Karşı Korunma ve Mücadele Yönetmeliği. Resmi gazete tarihi: 23.11.2011. Erişim tarihi: 31.08.2018. Erişim:http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111223-5.htm
  • World HealthOrganization (WHO). Guidelinesfort he surveillanceandcontrol of anthrax in humanandanimals. 3rd edition. Erişim tarihi: 31.08.2018. Erişim: file:///C:/Users/burcu.ozcan/Downloads/whoemczdi986text.pdf
  • Yeşilbağ Z., Kader Ç. Deri şarbonu: Bir olgu sunumu. 2014; Klimik Dergisi 2014; 27(3): 114-117.
  • Perçin D. Şarbon basillerinde antibiyotik direnci. ANKEM Derg 2011; 25(2): 97-99.
  • Ertek M. Şarbonun ülkemizdeki durumu. ANKEM Derg 2011; 25(2): 88-91.

Diyetisyenler Günü Etkinliği

Sevgili meslektaşlarımız,

Her yıl coşku ve gururla kutladığımız “6 Haziran Diyetisyenler Günü” nde sizlerle biraraya geleceğimiz için çok mutluyuz. Etkinliğimize katılımda bulunacak meslektaşlarımızın KAYIT için gokcenercan@tdd.org.tr adresine ad soyad ve kurum bilgilerini göndermeleri önem arz etmektedir.

Şimdiden 6 Haziran “Diyetisyenler Günü”etkinliklerimizde güzel ve verimli bir gün geçirmek dileğiyle

Sevgi ve saygılarımızı sunarız.
TDD YÖNETİM KURULU