Öncelikle dernek başkanı olarak sizin kariyer basamaklarınızı çok merak ediyoruz bizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ediyor ve ilk olarak sizi tanımak istiyoruz. Kaç yılında doğdunuz? Ne zaman üniversiteye başladınız? Uzmanlık alanlarınız ve kariyeriniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Benimle röportaj yapmak istediğiniz için ben teşekkür ederim. Ben, Eskişehir’de 1959 yılında doğdum. 1977 yılında hazırlık okumak üzere Hacettepe Üniversitesi’nde Beslenme ve Diyetetik bölümüne başladım. Hazırlık okumak zorundaydım çünkü lisede Almanca eğitimi görüyordum. 4 yıllık eğitimimi tamamladıktan sonra hazırlıktaki İngilizce bilgimin üstüne koyarak akademik anlamda bugünlere geldim. Bölümü seçmem ilginç oldu çünkü bizim 24 tercih yapma hakkımız vardı ve sınav bir aşamalıydı. 450.000 kişi sınava giriyorsa45.000’i anca hak kazanıyordu üniversite okumaya. Aldığım puan doğrultusunda tercih listemi hazırlamalıydım. O zamanlar mühendislikler ilgimi çekiyordu. Başlara mühendislikleri yazdıktan sonra sonlara doğru beslenme ve diyetetik yazmıştım, tercih listemi çocukluk arkadaşımla hazırlamıştık. Puanım mühendisliklere tutmadı, beslenme ve diyetetik bölümünü kazandım. Bırakıp tekrar hazırlanmamı söyleyen çok kişi oldu fakat ben devam etmeyi tercih ettim. Kendi geleceğimi hazırlamam gerektiğini düşünmüştüm. Asla pişman değilim, mutluyum.

Üniversitede en sevdiğiniz ders neydi?

Kimyaya yakın dersleri özellikle besin kimyası dersini çok seviyordum. Çocukluğumdan beri kardeşimle besinle ilgili oyunlar oynuyorduk. Daha sonra o zamanki hocam Prof. Dr. Sevinç Yücecan ile birlikte çalışarak bugünlere geldim.

Türkiye’de beslenme ve diyetetik bölümü ile ilgili en büyük eksik sizce nedir ve neler yapılabilir?

Biz diyetisyenler olarak kendi içimizde bir araya gelmeyi başaramıyoruz. Biz bir araya gelip, planlamalar yapıp, kısa süreli, orta süreli, uzun süreli gibi ayarlamalar yapmamız gerekiyor. Çünkü birlikte olup böyle düzenlemeler yapabilirsek asıl başarıya ulaşabiliriz. Bireysel başarılarımız uçup gidiyor. Meslek adına bir şeyler yapmak istiyorsak çalışma kültürünü öğrenmeliyiz. Meslek yasası çıktı lakin uygulamakta sıkıntılar çekiyoruz. Bu önemli bir sorun. Diğer önemli sorun ise ülkemizde diyetisyen gereksinimi ölçülmeden birçok bölüm açıldı. Bunlar ilerde sıkıntılara yol açacak. İşsizlikler ortaya çıkacak, meslek standardı bozulacak. Bunların planlanarak yapılması gerekmektedir. İlerde başarılı olmak istiyorsak basınla ilişkimizi güzel kurmalıyız, kariyer basamaklarımızı çok iyi planlamalıyız. Asıl mücadele mezun olduktan sonra başlıyor. Üniversite bilgileriyle kalırsanız çevrenize ve kendinize fayda sağlayamazsınız. Her yeniliği takip etmeli ve bilimin arkasından koşmak gerekmektedir.

Uzun süreli meslek hayatınızda gözlemlediğiniz kadarıyla halkın diyetisyene bakış açısı nedir?

Ben mezun olalı 35 yıl oldu. Aynı sene derneğe katıldım. Gerek diyetisyenlerin çalışmalarını, gerek Ankara dışında yapılan saha çalışmalarını gözlemleme fırsatım oldu bu sayede halkla da iletişim kurdum. Diyetisyenlik yeterince tanınmıyor. Çünkü diyetisyen denince insanların aklına sadece obeziteyle uğraşan bireyler geliyor. Şahsen bu beni rahatsız ediyor. Diyetisyenin tanımına baktığımız zaman sadece kilo fazlalığıyla ilgili bir meslek olmadığını görmüş oluruz. Diyetisyenlerin uzmanlaşabileceği birçok alan vardır bunlardan sadece biri obezitedir. Diyetisyen tek bir alana hitap etmez bu düşünce çok yanlıştır. Biz beslenmenin sağlıkla ilişkisini kurmakta görevliyiz. Diyetisyenlik hakkında bu yanlış düşünce dünyanın her tarafına hakim. Örnek vermek gerekirse; Amerika’da yapılan araştırmada halka ‘’Beslenme hakkında en doğru bilgiyi kimden alabilirsiniz?’’ sorusu sorulmuş. Doktor, hemşire cevap ağırlığında bir yüzdelik cevaba ulaşılmış. İkinci bir soru olarak ‘’Beslenmeyle ilgili sorununuz olduğunda, hastalığınız için bir diyet uygulanması gerektiğinde kime danışırsınız?’’ sorusu sorulmuş ve bu soruya diyetisyen cevabı alınabilmiş. Beslenme denildiğinde herkes sağlık personellerinin bu alanda uzmanlaşmış olduğunu düşünürken, iş ciddiye bindiğinde cevap diyetisyen olarak değiştirilmiştir. Bizim kendimizi tanıtmak için çok çalışmamız gerekmektedir. Bu ancak meslek birliğiyle sağlanabilir.

Diyetisyen adaylarından ve diyetisyenlerden gelecek adına hangi araştırmaların yapmasını bekliyorsunuz?

Ülkemizde beş yılda bir besin tüketimi, beslenme, sağlık araştırması yapılması gerekiyor. 1974’te yapıldı, 1984’te kişisel yapıldı, 2010’da yapıldı. Şimdi yenisi hazırlanıyor. Bu araştırmalar ülkedeki beslenme sağlığı, beslenmelerden kaynaklı hastalıklar hakkında faydalı bilgiler vermektedir. Yine tezler, belirli alanda yapılan bağımsız çalışmalar bize yardımcı olur. Bunları küçümsememek lazım. Bizim aldığımız bilgileri uygulamamız lazım fakat uyguladığımız çalışmaları dokümante etmekte sıkıntımız var. Düzenli doküman haline getirsek çok büyük gelişmeler kaydedebiliriz. Hastaların tedavi süresinde ve sonrasında beslenmelerinin takip edilmesi, girişteki bulgularla çıkıştaki bulguların karşılaştırılıp rapor edilmesi önemlidir. Biz diyetisyenler olarak bunları takip etmediğimizden görünürlüğümüz geri planda kalıyor. Öne çıkabilirsek diyetisyen adını daha iyi taşımış oluruz. Çünkü diyetisyenler diyabet, böbrek hastalıkları, sporcu gibi birçok alanda çalışmaktadır. En basitinden hastane polikinliğine başvuran hastaların durumları rapor edilse yine birçok bilgiye ulaşılır. Birçok yüksek lisans öğrencisi tezlerinde böyle araştırmalar yaparak kendini ve mesleği geliştirmektedir.

Beslenme ve diyetetik alanında lisans ve yüksek lisansların yurt dışında yapılmasının avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Yurt dışında yaparsanız uluslararası bir çevre edinmiş olursunuz. O toplumun çalışma standartları, uygulama alanları hakkında fikriniz olur. Ben öğrencilerime her zaman mezun oldukları okuldan başka bir okulda yüksek lisans yapmalarının onlara daha faydalı olacağını söylerim. Çünkü farklı bir bakış açısı kazanırlar. Daha iyi kıyaslama fırsatınız olur. Bu sizi motive eder. En önemlisi yeni çevre kazanırsınız. Yurt dışı biz Türkler açıdan maddi manevi anlamda çok daha zor. İmkan varsa en azından yüksek lisansın orda yapılmasında fayda görüyorum. Yabancı dillerini geliştirip, ulusal bağlantılar sağlamaları kolay oluyor.

Öğrencilere ileriki iş hayatlarında yardımcı olabileceğini düşündüğünüz önerileriniz var mı?

Tabii, bizim öğrencilerimizin en büyük sıkıntısı üniversiteden mezun olunca sudan çıkmış balığa dönmeleri. Bu her çevre için böyle çünkü okulda size çizilmiş bir çerçeve var ama mezun olduğunuzda kendinizi desteksiz kalmış hissedersiniz. Hayatınızın tüm yükü omuzlarınıza çöker. Bunu yaşamamak için okul hayatınızda her boşlukta küçük iş deneyimleri yaşamalısınız.

Gözlem yapabilme, ücret isteyebilme, pazarlık yapabilme yeteneği kazanmalısınız. Örneğin ben öğrenciliğimde birçok arkadaşım gibi rahmetli hocalarımız Prof. Dr. Ayşe Baysal’ın, Prof. Dr. Nevin Ciğerim’in yanında çalışma yaptım. Beni gözlemlediler ve hatta bunun karşılığında ücret aldım. Yine asistanlığımda Hacettepe’den bir teklif aldım ve Güney Doğu’da araştırma yönettim. Burada maaşımdan daha yüksek bir ücret aldım. Yine bir araştırma şirketinde hafta sonu öğrencilerimle çalışma yaptık ve oradan da ücret aldık. Bu fırsatları küçümsememek lazım. Değerlendirmemiz bizim faydamıza olur. Kapı, kapıyı açar. Kendi geleceğimizi bu şekilde ufak adımlarla oluşturabiliriz.

Mesleğe ilk hangi alanda başladınız?

Ben mezun olmadan hemen önce araştırma görevlisi sınavı yapıldı. Sınava girdik. Çok değerli sınıf arkadaşım Prof. Dr. Sevil Başoğlu ile araştırma görevlisi sınavını kazandık. Hiç unutmuyorum 26 Haziran 1982’de sınav yapıldı. Hemen belli oldu. 30 Haziran 1982’de mezuniyet töreni vardı, ben cübbeyle sahnedeyken Sevil arkadaşımla birlikte sınavı kazanmış durumdaydık. Yani araştırma görevlisi sınavını kazandıktan sonra ben akademik alanda eğitimci diyetisyen olarak çalıştım. Sırasıyla bilim uzmanlığı, doktora sonrasında yardımcı doçent,doçentlik ardından en son profesör olarak akademik kariyer basamaklarını adım adım çıktık ve bugünlere geldik. Sürekli eğitim alanında kaldım.

Konuşmalarınızda bazı meslektaşlarınızdan bahsettiniz. Çalışma hayatınız boyunca birlikte çalışmaktan en çok zevk aldığınız meslektaşınız kimdi?

Bütün arkadaşlarımla gerçekten zevkle çalıştım. Hepsinin değerli bilgilerini, deneyimlerini,i lişkilerini öğrenme fırsatı buldum. Onlara her zaman saygı duyuyorum. Ancak ben daha asistanlık sınavını yeni kazandığımda da kazanmadan önce de metabolik denge çalışmasında değerli bu bölümün kurucusu Prof. Dr. Nevin Ciğerim ile çalışmak çok zevkliydi. Çünkü çok zeki, espritüel bir insandı. Çalıştığı zaman işi çok ciddi yapardı. Ara vereceği zamanı, eğleneceği zamanı çok iyi bilirdi. Gerek bölümde gerek Hacettepe Üniversitesinde yaptığımız çalışmalarımız vardı. Hiç unutmuyorum daha yeni mezun olduğumuzda Ankara’da ekmek atığı üzerine çalışma yapıyorduk. O bizden deneyimliydi, büyüktü ama bizi çok sahiplenmişti. Çalışmalar evine yakın olduğu zaman evine davet eder yemeğini, sofrasını, çayını paylaşırdı. Bundan zevk alırdı. Değişik çalışmalar yapıyorduk. Mesela Türkiye’de henüz bilinmezken bölümde ilk HACCP (kritik kontrol noktaları ve tehlike analizi) çalışmasını yaptık. Bir yemek fabrikasında 15 gün süreyle çalıştık. Sabah 7 ‘den akşam 8’lere kadar orda oluyorduk. Zevk alarak yaptık. Rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı olarak; birçok meslektaşınızın vediyetisyen adayı olan öğrencilerinizin idolüsünüz. Meslekte size ilham veren idolünüz biri var mıydı?

Tabii ki bilgi açısından güvendiğim, saygı duyduğum, başımız sıkıştığında danıştığımız hocamız Rahmetli Prof. Dr. Ayşe Baysal’dı. Ayşe Hocamızın bölüm başkanı ve müdür olduğu dönemde biz öğrencisi, asistanı olduk. Ben Hacettepe Üniversitesinde ilk erkek asistan öğretim üyesiydim. Ayşe Hocamız çok çalışırdı. Gerekmedikçe aşağıda, ortada göremezdik. Boş zamanlarında hatta öğle aralarında bile yeni gelmiş dergileri, makaleleri incelerdi. En son bilgileri ondan öğrenirdik. Müthiş bir hafızası vardı; okurdu, not alırdı. Bütün genç insanlara örnektir. Belki onun gibi olamazsınız ama çalışma ilkelerinin, yeni bilgilerin peşinde koşma arzusunun, ona olan tutkusunun değerinibilmemiz gerek. Eğer o çalışma tarzını göstermeseydi Türkiye’de beslenme bilimi bu denli gelişmezdi. Yani halka beslenmeyi tanıttı.

Yurtdışında da beğendiğim, yayınlarını takip ettiğim ve takdir ettiğim kişiler var.FDA’da yaptıkları çalışmaları, bir adım öne gittiklerini görünce mutlu oluyordum. Bir diyetisyen olarak ilk kadın dekan Doris Calloway’i takdir ediyorum. Beslenme bilimine çok büyük katkıları vardır fakat çoğu kişi bilmez. Mesela mezun olduktan sonra Amerikan Ordusunda araştırıcı olarak çalışmaya başlamış. Farelere verdiği diyette brokolinin kanseri önleyici etkisini görüp ilk rapor eden kişidir. 1960’lara geldiğimizde protein çalışmalarına yönelip ekip başı olmuştur. O döneme kadar tıp dünyasında bir insan en az 100 gr protein tüketmeli inancı vardı. Bu onun sayesinde yıkıldı. İnsanın kilogramı başına, vücut ağırlığına göre ne kadar alacağını hesaplayan kişiydi. Astronotlar uzaya gittiği zaman yediği yemekten rahatsız olup aşırı gaz oluşturuyordu. Geliştirdiği diyetle buna çözüm bulan, gıda mühendisi olmamasına rağmen meyve sularını kurutup geri ıslatılmasıyla geri meyve suyu oluşturma teknolojisini geliştiren bir kişidir. Laktoz intolerans testinin temeli yaptığı çalışmalara dayanıyor. Dolayısıyla diyetisyenler yeterli çalışırlarsa çok güzel işler yapabileceğine gönülden inanan bir kişiyim. Kariyer basamakları dümdüz yukarıya gitmez. İnişler çıkışlar vardır. O inişlerde çıkışlarda umutsuzluğa kapılmamak gerekir, geçicidir. Bunlar her açıdan bir sınavdır. Azminizi, sabrınızı sınar. Ama azimli, sabırlı olan insanlar en zor koşulları da yönetebilir, başarabilir diye düşünüyorum.

Bu ara özellikle üstünde çalıştığınız,ilgilendiğiniz bir konu var mı?

Tabii, bu ara öğrencilerin çok güzel tez konuları var. Birkaç tanesini örnek verebilirim.Mesela son yaptırdığım tezlerde yüksek lisans öğrencilerim bir takım ölçeklerle beslenme algısı, obezite ilişkileri vb. üzerinde çalışıyor. Bu konuda çok değişik boyutlara vardık. Değişik gruplarda bunu yapacağız. Mezuniyet öğrencilerimizle gıda etiketi çalışmamız var. Ama bunların dışında beslenme diyetetik eğitimi ve diyetisyenlerin sorunları ilgimi çekiyor. Onlarla ilgili uluslararası yayınları okuyorum, yasaları takip ediyorum, yasaları her yönüyle takip etmek durumundayım. Çünkü bu kadar mezun olduğu için doğal olarak herkes Sağlık Bakanlığına atanmak istiyor. Atanamayınca üzülenler, kızanlar oluyor. Atanamıyorsa bunların nedenlerini araştırıyoruz. Eğitimde kalite sorunu ile ilgileniyorum. Çünkü biz dernek olduğumuz için ilerde buna yönelik akreditasyon çalışmaları olacaktır. Mesleğimizin kamu kuruluşlarında haklarıyla ilgili çalışmalarımız var. Diyet hizmetlerinin geri ödeme kapsamına alınması gibi. Diyetisyenlere hem iş olanağı sağlayabilecek olanaklar hem prestijini arttırmak hem görünürlüğünü arttırmak yönünde yoğunlaşıyorum.

Yurtdışında eğitimini beğendiğiniz üniversiteler hangileridir?

Beslenme ve diyetetik açısından baktığımda özellikle Amerikan ekolü daha baskındır. Çünkü diyetisyenlik mesleği orda çıkmıştır. Minnesota Üniversitesi, Michigan Üniversitesi ve Nebraska Üniversitesi’nin çalışmalarını beğeniyorum.

Mesleğinize ne kadar saygı duyduğunuzu, sevdiğinizi biliyoruz ama eğer diyetisyen olmasaydınız hangi meslek grubunda olmak isterdiniz?

Geriye dönüp baktığımda mühendisliğe girememiştim. Ama hiçbir zaman keşke demedim. Doğa bilimci olabilirdim. Çünkü gezgin ruhum var, belgesel izliyorum ve gezmeyi çok seviyorum. Mesela tatillerde aynı yerde uzun süre kalamam. Bir iki hafta deniz kıyısında kalmak bana çok mantıklı gelmiyor. Ben her gün farklı yerlere gidip yeni yerler keşfedip oranın doğasını, tarihini, kültürünü öğrenmeyi seviyorum. Yemek kültürlerini araştırmayı çok seviyorum. Aynı zamanda doğayla birlikte denizaltı da ilgimi çekiyor.